AŞK İKİ KERE İNTİHAR ETMEKTİR

Julius Ceasar Roma’da ömür boyu “diktatör” ilan edildikten sonra Cumhuriyet yönetiminin sonunu getirdi. Ama İmparatorluğun yolunu açtı. Ceasar’ın ölümü suikastçılarının öngöremediği bir biçimde Roma’da iç karışıklıklara neden oldu. Bu iç savaş ‘’Triumvirlik’’ yani üç adam yönetimiyle sonuçlandı.

Bu üçlü Sezar’ın yeğeni ve seçtiği varisi olan Octavian, Ceasar’ın önde gelen adamlarından Markus Antonius ve Romalı siyasetçi Lepidus’dan oluşuyordu. Her üç üye de Caesar’a olan bağlılıkları ile bağlantılıydı. Üyeler arasındaki herhangi bir görünür bağdan daha güçlü olan, bireysel güç arzusuydu.

Antonius ve Octavian Roma’yı tek başlarına kontrol etmek istedi. İkisi arasında ki çatışma, Romalıları etkili bir şekilde yerinden etti ve karışıklıklar Mısır’a da sıçradı. Cleopatra’nın Mısır’ı çok önemli bir savaş alanı duruma geldi. Ama Mısır koruyucusunu kaybetmişti. Hiç kimse Ceasar’ın katillerinin ya da varislerinin Cleopatra’ya ve ülkesine nasıl davranacaklarını tahmin bile edemiyordu.

elizabeth-taylor-promotional-photos-from-cleopatra-movie_4.jpg

Cleopatra’nın iradesi ilk önce Mısır’dan askeri destek almaya çalışan Cassius (suikastı düzenleyen senatör), ardından Marcus Antonius, ve Octavian tarafından sınandı.

Octavian ve Antonius birbirlerinden çok farklı kişiliklerdi. Octavian bir asker değildi. Zeki bir politikacıydı. Çok dikkatli ve alçak gönüllü bir adamdı. Antonius’sa çok destansı bir kişiydi. Harika bir asker, harika bir aşık ve birçok askeri içinse harika bir dosttu.

Antonius kraliçeden onu desteklemesini istiyordu. Cleopatra yine tahtını ve Mısır’ın bağımsızlığı korumak istiyordu. Bu acımasız ve iyi silahlanmış Roma karşısında Cleopatra’nın yalnızca iki seçeneği vardı: direnip ortadan kaldırılmak ya da iş birliği yapmaktı.

Düşmanla yatağa girmek kötünün iyisiydi. Kendisi adına Roma av üzerindeki bir aslan gibiydi; avının zayıflığını hissedebilir ve vakit kaybetmeden onu öldürmek için harekete geçebilirdi.

tumblr_nkgqwrwvdA1rdfgw4o1_500

Cleopatra bir kez daha dünyadaki en güçlü insanlardan birini baştan çıkarmak zorundaydı. İçerdeki tepkilere aldırmaksızın Roma’nın suyuna gitmek, artık onun bir numaralı önceliğiydi. Çünkü firavun maddi ve manevi açıdan iflas etmişti.

Ne Ptolemy hanedanı Roma’nın arzularını tatmin edebilirdi ne de Roma’nın arzuları göz ardı edilebilirdi. Ulusal bütünlüğü korurken birisini tahta tutmak gergin iplerin en incesinde, en incelikli ayak hareketlerini yapmayı gerektirirdi. Cleopatra çok geçmeden kendisini yine bu ipte tek başına yürürken bulacaktı.

Siyasi çabuk kavrama yeteneğini hayata geçirerek doğru biçimde okudu ve kaderini Ceasar’ın müttefikleriyle, yani Octavian ve Marcus Antoniusla birleştirdi. Antonius’un Philippi Savaşı’nda Ceasar’ın suikastçileri Cassius ve Brutus karşısında kazandığı zafer Cleopatra’nın kararının doğruluğunu kanıtladı.

Mısır şimdilik kurtulmuştu ama ülkenin rahatlamasının bir bedeli vardı. Bu beklenilmeyen ve ileride trajediye dönüşerek sonucu Cleopatra’nın ikinci bir Roma Savaşı kahramanıyla gönül ilişkisine girmesi olacaktı.

Cleopatra Antonius’la, Mısır’a Gabinius’un (Romalı devlet adamı) ordusuyla birlikte genç bir süvari subayı olarak geldiği 55 yılında (M.Ö) ilk defa tanışmış olabilirdi. Roma’da iki yıl kaldığı 46-44 yılları arasında kesinlikle görüşmüş olmalıydılar. Diğer üçüncü şansıysa Mısırla Ceasar’ın varislerinin anlaşmasının ardından 41 yılının yazında Antonius Cleopatra’yı Güneydoğu Anadolu’da buluşmak için çağırdı.

Marcus Antonius, Makedonya’nın Philippi şehrinden sonra, Roma’nın Asya’daki son düşmanı Part İmparatorluğu’nu (Arşaklılar) yenilgiye uğratmayı aklına koymuştu. Böyle bir askeri seferi başlatmak için Doğu Akdeniz’de bir ileri üsse ihtiyacı vardı ve Mısır idealdi.

Roma’nın doğu eyaletlerinin yönetimi altına alan Marcus Antonius, M.Ö 41 yazında Cleopatra’yı Tarsus’a çağırdı. Ondan önce Ceasar’ın yaptığı gibi o da Cleopatra’ya lütufları karşılığında destek önerdi. Cleopartaysa Antoniusla olan ilişkisini Mısır’ın bağımsızlığını sağlama ve hanedanının sürmesi için gerekli görüyordu. Bu birliktelik daha çok çıkar ilişkisine dayandıysa da Antonius aşık olmuştu ve birlikte Tarsus’da kaldılar. Yılın sonuna doğru İskenderiye’ye döndüler. Dokuz ay sonra ikizleri, Alexander Helios ve Cleopatra Selana doğdu.

1553d6c28863e2c7d75cf91a52f0d1bf.jpg
Cleopatra filminden (1953); Elizabeth Taylor ve Richard Burton

Octavianla çatışmak istemeyen Antonius, M.Ö 40 ilkbaharın da Roma’ya giderek yeni bir anlaşmayla Triumvirliğin sürmesini sağladı. Octavian ile olan ilişkilerini sağlamlaştırmak için Octavian’ın kız kardeşi Octavia ile evlendi. Antonius üzerinde ki etkisini yitirmiş gibi görünen Cleopatra bir süre için köşesine çekildi ve ülkesinin iç işleriyle ilgiledi.

Yine de Roma’da işler yolunda gitmiyordu. Part İmparatorluğu’na boyun eğdirmek ve daha büyük ün kazanmak için sabırsızlanan Antonius, (M.Ö) 37 yılının sonbaharında Octavian’ın ona yardım edemeyeceğini anladı. Roma’nın en uygun müttefiki olan Mısır’ın güzel kraliçesi Cleopatra’yı ikinci bir zirve toplantısı için Antakya’ya çağırdı.

c6b2506276d983369ebe749945e24d36.gif

Cleopatra’nın gururunu bir kenara bırakıp Antonius’u yeniden büyülemek için çaba sarf etmesi gerekiyordu. Çünkü bunu yapmazsa kaybedeceği çok şey vardı. Mısır’dan gemiyle Antakya’ya doğru yola çıktı. Gemiyi karaya doğru yanaştırdı, ama gemiden inmedi. Antonius’u gemiye çağırdı. Çünkü onun için güzel planları vardı. Gemiyi tıpkı Roma’da Julius Ceasar’a yaptığı gibi yine bir tür şölene dönüştürmeyi başardı.

Düzenlediği o görkemli şölende kayda geçmiş en büyük incilerden biri olan küpesini çıkarttı ve bir kadeh şarabın içinde onu eritti. Bu tam anlamıyla bir gösterişti. Katıksız zenginlik gösterisi Romalıları büyüleyen bir şeydi.

Zenginlik gösterileri ve savurgan bir şekilde yiyecek ikramları büyüleyici nitelikteydi. Kültürel veya tarihsel koşullardan çok daha derin etkileri vardı. Cleopatra’nın tekniği iyi sahnelenmiş bir haz konseriydi. Dikkatle planlanmıştı. Parasını ve cinsel cazibesini kullanıyordu. Her şey düzenlenmişti. Saçı, elbisesi, sürdüğü parfümü, hepsi ince ayrıntısıyla hesaplanmıştı. Güzelliği ve egzotikliğiyle Antonius’u baştan çıkaracaktı. Ve yine Mısır’ın en ünlü bekar annesi Tanrıça İsis’le özdeşleşecekti.

Marcus Antonius’un zayıf noktası şarap ve kadınlardı. Onu sarhoş edecek kadar içirdi ve Mısır’ın en güzel kadın dansçılarını, onunla şehvetli dans etmesi için gönderdi. Erotik aldatmacalarla onun sex iştahını daha da arttırdı. Antonius’un bu güzel doğulu kadınlarla eğlenip kendinden geçmesini izledi. Ve odasına doğru çekildi ve Antonius’un gelmesini bekledi. Ne de olsa sex en büyük silahıydı. Antonius Roma’dan daha çok Cleopatra’nın güzel vücudunu istiyordu. Önce sevişmeye sonra görüşmeye başladılar. Antonius, Mısır Kraliçesi’nin kollarında sevgi ve sevinç buldu. Böylece ikisi aralarındaki bağlaşma yenilendi. İlişkileri de yeniden başladı.

kleopatra part 2 savasındna snra.jpg

Tarihçiler Cleopatra’nın Sezar ve Marcus Antonius’u baştan çıkarmasının daha garip bir yönünü tespit etti. Bu da belki de Cleopatra’nın Doğu’nun büyülü bir cazibesi olma efsanesinin unsurunun en önemli unsurudur.

Acaba Romalılar da Mısırlılar gibi bir Firavun’un insan suretine bürünmüş bir tanrı olduğuna inanıyor olabilir miydi?

Eğer Antonius Mısır hükümdarlarını kutsal olarak görüyorsa o zaman belki de yaşayan bir tanrıçayla özel ilişki yaşadığını da düşünebilirdi. Sezar ve Marcus Antonius gibi önemli insanların bu tip şeyleri aşmış olduklarını, çok zor kandırıldıklarını, şüpheci ve zeki olduklarını bütün bunlara sadece inanıyormuş gibi göründüklerini düşünmek modern ve şüpheci dünyamızda bize çok çekici gelir. Bence bu doğru değildir. Bunu yapmak eski dünyanın nasıl bir yer olduğunu yanlış anlamaktır. Onlar sadece bu inanç da yetiştirilebiliyordu. Araştırmalar Ceasar ve Marcus Antonius’un Cleoptarra’nın gerçek bir tanrıça olduğuna inanmış olabileceğini işaret ediyor. Bu da onun büyük planını karşı konuşamaz bir şekilde sağlamlaştırıyor.

Cleopatra-ElizabethTaylor-GoldCoinDress-ArmsUp

Eski dünyada çoğu insanın günümüzde batıl inançlı diyeceğimiz kişiler olduğunu düşünmeliyiz. Romalılar da tanrılara ve tanrıçalara inanıyordu. Onlar için bu gerçekti. Romalılar tanrıların takdirini kazanmak için düzenli olarak ayinler yapıyordu.

Cleopatra’nın saltanatı sırasında Mısır çoktan kadim bir medeniyet sayılıyordu. Ezelden beri var olan muazzam kudretli tanrılara sahip Mısır toplumu Romalılara çok yakın geliyordu. Zaten bu milyarlarca tonluk abidelerin nasıl yaratıldığı Romalılar için bir gizem durumundaydı. Derin dini inanışların olduğu bir çağda Romalılar, Mısır’ın mistik geçmişine ve Cleopatra’yı koruyup kollayan garip tanrılara karşı huşu duyuyor olmalıydı.

Mısır’ın şahin başlı ve timsah suretindeki tanrıları, Romalılar için egzotik, korkutucu ve gizemli bir imajı vardı. Bir çeşit seks kedisinden ziyade, Mısır ve diğer bölgeleri yöneten akıllı, çok dilli, kadın bir yöneticiden bahsediyorum. Belki de Antonius Cleopatra’yı yanıcı kimyası dışında, fantastik birinden daha çok kısmen doğaüstü biri olarak görmüş olabilirdi. O zaman belki de bu yaşayan tanrıçayla özel ilişki düşünmesinin nedeni, Romalıların psikolojik ve dini tavırlarına dayanıyor olabilirdi.

‘’Doğulu bir kraliçenin kötü etkisi altında savaş kahramanları yerlileşiyordu.’’

Şimdi ipler Cleoparta’nın elindeydi. Antonius Cleopatrayla yeniden evlenmeyi ve Ceasar’dan olan oğlu Caserion’u korumayı kabul etti. Sina yarımadası, Jericho, Ürdün’ün bir bölümü, Tir ve Sidon’dan başka tüm Fenike kıyısı, Kıbrıs ve Lübnan Cleopatra’nın yönetimine bıraktı. Herodes yönetimindeki Yahudi ülkesini de topraklarına katmak isteyen Cleopatra bu konuda Antonius’u ikna edemedi.

Antonius’un çekilmesinin ardından Mısır, başına bela olan yorucu savaşlar, entrikalar ve kaoslardan kısa bir süre soluk aldı. Nil Nehri normal düzeyinden yükseldi ve tarım üretimi artmaya başlamıştı. Yine de Mısır’ın efsanevi zenginliği, doğrudan Romalıların cebine giriyordu. Gümüş para yerine tunçtan para basılmıştı.

Antonius Mısır’ı Doğu Akdeniz civarındaki Roma topraklarının ev sahibi olarak belirledi. Bu Cleopatra’ya emperyalist bir firavun, atalarının eski büyük imparatorluğunun parlaklığını biraz olsun yeniden kazanmış bir hükümdar pozu takınmasına olanak tanıdı.

Cleopatra’ya rüşvet olarak Pergamon (İzmir’in Bergama ilçesinde) krallarının 200.000 cilt olduğu söylenen büyük kütüphanesinin tamamını verdi; bu İskenderiye kütüphanesinin on yıl önce Ceasar’ın Pompey’e karşı savaşında gördüğü zararın kısmen karşılanması demekti.

Cleopatra bu yeniden doğuşa işaret etmek için tahta on altıncı yılının yeni bir çağın ilk yılı olduğunu ilan eden çifte tarihleme sistemini başlattı. Hepsi bir seraptı. Doğu toprakları Antonius’a ait değildi. Gerçek birliklere ve ikmal malzemelerine karşılık olarak sahte tapular ve bir kitap koleksiyonu hiç de adil bir değiş tokuş değildi. Şimdi Mısır Roma’nın sağmal ineğiydi.

Annex - Taylor, Elizabeth (Cleopatra)_14.jpg

İlk Part seferi tamamen bir felaketle sonuçlandı. Antonius süvarilerini ve subaylarının çoğunu kaybetti. İkinci Part seferineyse Cleopatrayla birlikte Fırat kıyılarında göründü. Sınırlı bir zafer kazandıysan da çok büyük bir kalabalığın önünde birlikte gümüş tahtlarının üzerinde ortaya çıktılar. Cleopatra yine Tanrıça İsis kılığındaydı.

Sonra Antonius, çocuklarının Roma’nın eyaletlerinin hükümdarları olduklarını ilan etti. Bu boş bir rüyaydı. Cleopatra bunu sorgusuz sualsiz kabul ederek ve açıkçası Antonius’un tarafını tutarak Roma’nın gazabını göze alıyordu. Roma’nın ekmek sepeti olan Mısır, vergisiz on bin çuval buğday ve beş bin küp şarap ihraç etmesine izin vermekteydi.

M.Ö 33 yılında Roma ülkesinin iki lider için yeterince büyük olmadığı ikinci defa açık hale geldi. Denetimi altındaki doğu eyaletleri ve senatodaki arkadaşlarıyla Antonius daha güçlü görünmekteydi. Julius Ceasar’ın erkek kardeşinin torunu ve yasal varisi Octavian da aynı derecede kararlıydı. On altı yıl önce Sezar ve Pompey arasında olduğu gibi iki güçlü egonun çarpışması kolaylıkla bir iç savaşa yol açtı.

Cleopatra’nın Antoniusla yakın ilişkisi, Octavian’nın onu bir numaralı halk düşmanı olarak etkilemesini kolaylaştırdı. Cleopatra’yı gerçek bir Romalı olan kendisiyle ahlaksız bir hain olan Antonius arasında bir ayrım yapmak için kullandı.

Cleopatra’nın hükümdarlık ortağının Ceasar’ın kendi oğlu olmasının önemi yoktu. Octavian gözünde Cleopatra Roma’nın çıkarlarına aykırı ve zararlı her şeyi uygun biçimde temsil etmekteydi. Cleopatra ve Mısır’ın kaderi artık Roma’daki iç savaşın sonucuna bağlıydı.

İki Romalı partili arasındaki çatışma yoğunlaşırken Cleopatra ve Antinius İskenderiye’den 200 Mısır gemisinden oluşan bir donanmayla yola çıktılar. İzmir Selçuk ve Sisam Adası’nda mola verdikten sonra sonunda Atina’ya vardılar. Antonius burada düşmanın karargâhıyla bütün ilişkilerini keserek Octavian’nı tanımadığını açıkça ilan etti.

31 yılının ilkbaharında resmen savaş başladı. Çok geçmeden Antonius taktik kabiliyetinin büyüklük kuruntularının yanından bile geçmediği gözle görünür hale geldi. Eylül ayının başında Antonius’un kara kuvvetleri Yunanistan’ın batısında sıkışıp kaldı ve savaş gemilerinin önü büyük bir körfezde kesildi. Tek seçenek donanmanın ateş altında körfezden çıkmasıydı.

2 Eylül 31 tarihi Aktium muharebesi askeri bir gösteriden daha çok bir kaçıştı.

Antonius ve Cleopatra hayatlarını ve 230 gemilerinden altısını kurtardılar. Antonius Libya’ya, Cleopatra İskenderiye’ye kaçtı.

Tarih Cleopatra’ya yeniden liderlerin çok uzun dayanamadıklarını öğrettiğinden gemilerini sanki galip gelinmiş gibi donattı. Antonius birkaç gün sonra kraliyet sarayında ona katıldığında ikisi de her şeyin normal görünmesi için uğraştılar. Bazılarına göre firavun uygarlığı ölümsüz ele geçilemez görünüyor olmalıydı. Ne var ki işler olduğu gibi görünse de, Cleopatra sürgün için sıkı bir hazırlık yapıyordu.

1 Ağustos’da Mısır Roma güçlerine teslim oldu. Octavian’ın güçleri karadan ve denizden İskenderiye’ye doğru ilerlerken Antonius son bir çarpışma için kendi ordusunu ve donanmasını şehir kapılarından dışarıya çıkarıyordu. Seferlerle geçen yıllardan sonra Antonius’un gücü tükenmişti.

0e9240ecf2270e47dbc8010931999fe5.jpg

AŞK İÇİN ÖLÜM

Antonius tam anlamıyla yenilgiye uğratıldı ve Octavian kente girdi. Askerlerine Cleopatra’ya ve Antonius’u yakalamalarını emretti. Cleopatra İskenderiye’nin kraliyet mahallesinde bulunan hem hazine hem de anıt mezar olarak kullanılmak üzere hazırlattığı sağlamlaştırılmış yapıya kaçtı. Bunu izleyen olaylar efsaneleştirildi.

Sevgilisinin canına kıydığını sanan Antonius kendisini kılıcının üzerine bıraktı. Bunu gören Cleopatra Antonius’un zayıf ve neredeyse cansız bedenini son nefesini vereceği saklandığı odasına taşıttı. En yakın hizmetçilerine kendini Tanrıça İsis gibi giydirmelerini ve onu mezar anıt taşına yatırmalarını söyledi. Bir incir sepetine elini uzattı ve içine saklamış olduğu yılanla canına kıydı.

marc ölüm

İntihar linç edilmekten ya da hayatının kalanını bir esir olarak geçirmekten daha iyi son gibi görünmüş olmalıydı.

Cleopatra öldü. Anısı yaşamaya devam ediyor.

Octavius Cleopatra’nın bir kült heykelini Roma’da ibret olsun diye tuttu. Belki de o da Cleopatra’nın bir tanrıça olduğuna inanmıştı.

Cleopatra kesinlikle bir Mısırlı tanrı olarak kendinden öncekilerden daha fazla saygınlığa sahipti. Çünkü daha önceki Ptolemy’lerden farklı olarak yerli dili öğrenme zahmetini göstermişti. Açıkça Mısır’ı yurdu olarak gördü ve geleneksel kültleri onurlandırmaya özen gösterdi. Kutsal krallığın en eski ve en saf ifadesinin kadına özgü bir uyarlamasını benimsedi ve Mısır uyrukluların en azından bazıları onu tamamen meşru bir firavun olarak gördüler.

O halen bizimle birlikte. Dolayısıyla onun dünyası da bizimle birlikte…

Cleopatra’nın umutları çok olsa da kaderinin de farklı düşünceleri vardı. İskenderiye’nin düştüğü günlerde Cleopatra’nın oğlu Caesarion, Octavian tarafından ortadan kaldırıldı. Artık Ptolemy denen bir hanedanlık olmayacaktı; başka herhangi bir firavun hanedanlığı da olmayacaktı.

Cleopatra’nın ölmesi korktuğu gibi Mısır’ı Roma’nın ellerine teslim etti. Vefatıyla firavunun üç bin yıllık gururlu bağımsızlık geleneği kesin biçimde son buldu ve Mısır yabancı bir imparatorun istediği zaman yağmaladığı kişisel mülkü haline geldi.

Yirmi yüzyıl sonra yaşamını ve aşklarını konu alan canlandırmalar batı dünyasına hakim oldu. 1606 yılında Shakespeare’in ‘’Antonius ve Cleopatra’ya’’ yazdığı trajedi tarzı tiyatro oyunu, en hareketli ve en zengin eserlerinden biridir.

Eski Mısır’ın egzotizm ve eskilik harmanı özellikle Hollywood’u etkiledi ve ‘’On Emir, Cleopatra, Kutsal Hazine Avcıları ve Akrep Kral’’gibi büyük beğeni toplayan filmlerin yapılmasına neden oldu.

Kısacası Roma egemenliğinden, Hıristiyanlığın yayılmasına, Arap fethine ve modern dünyanın neden olduğu değişikliklerdeki eski Mısır bir kavram ve bir ideal olarak yalnızca hayatta kalmadı, gelişti de.

Bugün firavunların kültürü sinema, edebiyat, mimari, tasarım ve turizm aracılığıyla dünyanın dört bir yanındaki insanların hayal güçlerinde canlı ve dinçtir.

Cleopatra’nın giysileri de hala modayı etkilemeye devam etmektedir.

Eski mısırlılar daha fazlasını dileyemezlerdi!

İsis kültü maddi ihracat aracılığıyla Mısır’dan Britanya kıyılarına kadar uzaklara olmak üzere bütün Roma dünyasına taşındı. İsis ve Horus’un yerini Bakire ve çocuk aldı: temel tanrı biliminin büyük bir kısmı tamamen aynı kaldı. Tanrılar demişken, onların hikayelerini de diğer başka bir yazımda anlatacağım.

Sevgilerimle,

Esra DOĞRUL

Kaynakça:

SPQR Antik Roma Tarihi-Mary Beard

Eski Mısır-Toby Wilkinson

Görsel Anlatılar; 1953’de senaryosunu Joseph Mankiewicz’in yazdığı Cleopatra ismindeki filmden uyarlanmıştır.

4 Comments

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s