İçeriğe geç

İLKER DURMAZ İLE GÖBEKLİTEPE: AGARTHA, ATLANTİS VE LEMURYA (MU) ENERJİLERİ BİRLEŞİYOR

 ‘’Sana açılan tüm kapıları deneyeceğim. Seni bulmadan da buradan gitmeyeceğim.

Ne hissettiğimi biliyorsun. Bana bilginin özünü göster.’’

(Esra Doğrul)

Bu siteyi açmadan önce bir dostum bana, çok gezdiğimi ve çok okuduğumu, bütün bunları birleştirip bir site açmam gerektiğini söylemişti. Ben de bu söylediklerini hep kulak arkası yaptım ve üzerinde durmadım. Ama bir an ne olduysa bedenimde bir acı bir uyanış fark ettim. Hem acı çekiyor hem de huzuru hissediyordum.

Kuran-ı Kerim’ime yöneldim ve başladım okumaya. Ama bu sefer başka türlü okuyordum. Her cümlesi her kelimesini derin düşünüyor, insanlık için anlamlarını sorgulamaya başlıyordum. Bu bilinçli okumayla iyice bir araştırma içerisine girmiştim. Birden kendimi fıkıh ilmiyle uğraşırken buldum ve bunun için iyi bir öğretmenden ders aldım. Sorular cevaplanırken başka soruları doğurmaya başladı.

İnsanı ve kâinatı ilgilendiren ne varsa öğrenmek istiyordum. Bu açlık bitmek tükenmek bilmiyordu. Daha önce okumuş olduğum antropoloji, arkeoloji, parapsikoloji, kozmoloji ve çeşitli bilim dallarıyla, tarih, teoloji, mitoloji ve felsefe alanlarında daha çok kitap almaya ve okumaya başlamıştım. Okuduğum her şeyi yutuyor gibiydim.

‘’Nasıl bir açlıktı ki bu?

Bilginin özünü bulmanın açlığıydı.’’

Yakın tarihten, Orta Çağa, Antik tarihinse tümünü yaşıyor gibiydim. Bilimin tüm sırlarını kronolojik olarak tarihsel olaylarla örtüşmeye çalışıyordum. Bir yandan dinsel gerçeklikler arasında gidip geliyordum. Sanırım bir şey arıyor olmalıydım. Onu bulmadan da zamandaki bu hızlı geçişlerimi bırakmaya niyetim yoktu.

Ama bu acelem neydi?

Yaklaşık yedi yıl önce bir kitap okumuştum. Adı ‘’Kayıp Kıta Mu.’’ Yazarı da James Churchward. Yedi yıl önce olması da manidar…

‘’Bugüne kadar en çok sevdiğiniz kitap hangisidir?’’ diye sorduklarında hep ‘’Kayıp Kıta Mu’’ derdim. Bunu yazarken bile derin bir nefes aldım huzurla. Ama bir türlü yazmak kısmet olmamıştı. Çünkü başka bilgilerin gelmesini bekliyordum. Bu tek başına bir şeyler ifade etmemeliydi.

Günlerden bir gün bir akış hissettim. Ve bunun kimden geleceğini de biliyordum.

-Bana söylemek istediğin bir şey mi var? dedim.

İsmini vermek istemiyorum. İsmine ‘’A’’ diyelim.

A: Evet, sana çok önemli bir şey söylemek istiyorum. Bunu sen yapabilirsin. Tarih bilgin oldukça iyi. Göbeklitepeyle Kayıp Kıta Mu’yu birleştireceksin, dedi.

Çok şaşırmıştım. Çünkü siteyi açmamı ve yazmamı söyleyen dostum Ö (İsmini vermek istemediğim için ‘’Ö’’ diyelim), ısrarla Göbeklitepe’ye de gitmemi ve yazmamı söylemişti. Ben yine kulak arkası yapmıştım.

Yine karşıma Göbeklitepe çıkmıştı. İşte o an tarihin bana bir şeyler söylemek istediğinden şüphelenmiştim. Eski okuduğum kitapları iki gecede bitirdim. Tarihte yolculuğa çıkan yön bulma araçları çılgınca dönüyorlardı. Bilgileri almaya ve birleştirmeye niyet etmiştim.

O sıra Kayıp Kıta Mu ile Ön Türkleri, yani Eski Çin’i birleştirmeye başladım. Sonrasında Titikaka Gölü ve Güney Amerika’nın eski yerlilerini.

Arkeolojik araştırmalarım kadim ırkların çok daha ötesine götürdü beni. Lemurya ve Atlantis’teydim. Teozofinin kurucusu Helena Petrovna Blavatsky’nin ‘’Gizli Öğreti, Peçesiz İsis ve Okült Araştırmalar’’ kitaplarına yönelmiştim. Birbirini izleyen araştırmalarla gizemli güç beni sonunda Agartha ve Şambala’nın ortasına atıvermişti. Bu bilgileri ne yapacağımdan emin olmayarak kitapları tek tek okumaya başladım.

Agartha’nın ne olduğunu biliyordum. Umberto Eco’nın ‘’Efsanevi Yerlerin Tarihi’’ adlı kitabından oldukça ilginç şeyler öğrenmiştim. Bunların içinde Agartha da vardı. Hatta bir siteye (http://www.yolovista.com) turistik ve kültür amaçlı ”Kapadokya Yeraltı Şehirleri ve Agartha’yı” yazmıştım.

”Kesinlikle bunu farkında olmadan yaptığımı söyleyebilirim. Kimse benden Agartha ve Kapadokya hakkında bilgi istemedi!

Sitemi kurduğum zaman da ilk yazım olarak mağaraları tanıtmıştım. 31 Mart 2017 tarihinde yayınlanan bu yazının adı ”Karanlıkta Dans Edenler”di. Yapboz birleşmeye başlamıştı.

Kadim Irklar, yeraltı şehirleri, mağaralar, Kayıp Kıta Mu (Lemurya) ve Atlantis’in enerjisi, beni Agartha’ya doğru çekiyordu.

Araştırmalarım için yolu Agartha’ya çıkan ve muadil ne kadar kitap varsa hepsini bulup buluşturup sipariş ettim. Siparişlerimi Instagram üzerinden gören arkadaşım S (İsmini paylaşmak istemiyorum) bu kitapları kendisinin de okuduğunu ve başka bir boyuta doğru sürüklendiğinden bahsetti.

Sanırım bu bir ‘’Uyanıştı.’’

S, 10-11 Kasım 2018 tarihinde İlker Durmaz ile Göbeklitepe’ye gidip Agartha şifasıyla enerji ve meditasyon çalışmaları yapacağını söyledi.

Daha önce Göbeklitepe ve Mu üzerine konuştuğumuz sevgili A’da kalabalık bir grupla Göbeklitepeye’ye bir yolculuk yapacaktı. Ama ben işlerimin yoğunluğundan ötürü gidememiş ve gidemediğim için sürekli hayıflanmıştım. Göbeklitepe aklımdan bir türlü çıkmıyordu.

Sevgili S’nin Agartha ve Göbeklitepe kelimelerini duyar duymaz, Google’dan İlker Durmaz ve Göbeklitepe kelimelerini arattım. Gördüğüm resimde organizasyonu yapan kişi Esin Hanım’ın numarası yazıyordu. Sevgili S’ye hiçbir şey demeden Esin Hanımla görüştüm. Sohbetimiz uzun geçti. Ve sanki tüm bilginin enerjileri birleşmişti. Esin Hanım’a ‘’bana da yer var mı, şartlar nedir?’’ diye sormadan kayıt yaptırdım. Esin Hanım bana son kişi olduğumu ve bunun inanılır gibi olmadığını söyledi.

Zaten ben kafa olarak Göbeklitepe’ye çoktan gitmiştim.

Telefonu kapatır kapatmaz Şanlıurfa’ya uçak biletimi aldım. Yurt içi hiç bu kadar pahalı uçak bileti aldığımı hatırlamıyorum. Ama gözüm gönlüm hiçbir şey görmüyordu. Her şey çok kısa bir süre içinde gelişti. Ben artık kozmik bağlantılarımı bulacaktım. Bileti aldıktan sonra arkadaşım S’ye ben de geliyorum dedim. Bu biraz komik durum oldu aramızda.

‘’Ama Agartha’nın enerjisi bu durumu yaşattı bize!’’

Heyecanla günün gelmesini bekledim. 10 Kasım Cumartesi günü, saat THY 07:45 uçağıyla Atatürk Havalimanı’ndan Şanlıurfa’ya doğru havalandık. Pilot Mustafa Kemal Atatürk’ün ölüm yıl dönümü için bir konuşma yaptı ve tüm yolcularla birlikte alkışladık. S, Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan uçtuğu için GAP Havalimanın’da buluştuk. Havalimanına indiğimizde bir sürü yüzü gülen insan olduğunu gördüm. Herkes çok heyecanlıydı. Otobüsümüzü beklerken hislerimle, kimlerin Agartha’ya yolculuk yapacağını anlamaya çalışıyordum. Nihayet otobüsümüz gelmişti.

Sevgili İlker Durmaz bize, kendinden ve bu çalışmalara nasıl, ne zaman başladığından bahsetti. İkram ettiği lavanta yağıyla yolumuza huzurla başladık. Yol boyunca da gezip göreceğimiz yerler hakkında ünlü Arkeolog Sevgili Mesut Alp Paris’ten internet aracılığıyla bize eşlik etti. Telsiz ve kulaklıklarımızla Mesut Alp’in muhteşem bilgilerinden faydalandık.

‘’Dünya’nın bilgi kitabı sanki onun dili aracılığıyla aktarılıyor gibiydi.’’

Mesut Alp, Harran’nın binlerce yıl önceki Nuh tufanı sonrası ilk yerleşim bölgesi olduğu, tarihin ilk üniversitesinin de Harran’da kurulduğunu söyledi.

Harran Üniversitesi’nden sonra Harran Höyüğü, İç Kale, Tarihi Surlar, Konik Kubbeli Evler, Bazda mağaraları, Han el Bağrur Kervansarayı Şuayip Şehri, Hz. İbrahim’in doğduğu mağara, firavundan kaçan Hz. Musa’nın yaşadığı yer olan Soğmatar mağarası ve Sin Tapınağı’nı (Ay Tanrısı) gezdik.

Yol boyunca her yerde karşımıza çıkan tertemiz kız ve erkek çocuklarıyla birlikte Agartha enerjilerimizi birleştirdik. O kadar güzel ki yüzleri. Bize eşlik ettiler yolumuz boyunca…

‘’Gezdiğimiz yerlerin tarihi hakkındaki hikayeleri bir başka yazımda anlatacağım. Ama bu yazıyı yazmamdaki amaç; psişik olarak akan içsel bir bilginin ve vizyonun bana hangi doğru zamanda (hepimiz için ortak) geldiğini ve başladığını, bambaşka açılımlar yaşadığımı, Agarta Şifasıyla blokajlar ve kilitlerin açıldığını, döngülerin çözüldüğünü ve yaşamımı olumlu yönde değişmeye başladığını söylemek için yazdım.’’

Gezi sonrası eşyalarımızı bırakmak için otelimize geçtik. Tur ekibimiz bizi akşam yemeği için Urfa’nın meşhur restoranı ‘’Şehrazat Konağı’na’’ götürdü. İçeriye girdiğimizde bayağı bir gürültü geliyordu. Bir de ne görelim, ‘’içeride sıra gecesi varmış.’’ Eğlenceli bir yemek olacağını düşündük. Öncesinde mercimek çorbası geldi. Masanı üzerinde de salata, yoğundun içerisinde nohut ve buğday bulunan bir aş vardı. Akabinde et isteyenlere Urfa kebabı, et yemeyenlereyse sebzeli güveçte kebap gelmişti.  Çok aç olmalıydık ki hepsini bitiriverdik. Patlıcanlar ağızda dağılıyordu. Kebapsa İstanbul’da yediklerimize hiç benzemiyordu. Gerçekten dünyanın en güzel kebabını yediğimi düşünüyorum. Yemeğin üzerine çay ve kahve ikram ettiler. Ancak künefeler soğuktu. Bu da künefe yemememize neden oldu.

Yemekten sonra İbrahim Peygamber’in ateşe atıldığında düştüğü yer olarak bilinen Balıklı Göl’e gittik. Ve yine Mesut Bey tüm gezi boyunca olduğu gibi, bize bu bölgeyi anlatmak için internet aracılığıyla canlı bağlandı ve biz de telsiz ve kulaklıklarımızla onu dinledik.

Ertesi sabah sıkı bir kahvaltıdan hemen sonra o muhteşem kadim yere, ‘’Göbeklitepe’ye’’ doğru yola çıktık. Bunu yazarken de söylerken de titriyorum.

‘’Ey Göbeklitepe!

Sen Kimsin, nereden geldin, kimlerdensin?

Sen en kadim misin?

Atalarımız mısın?

Seni kim buraya getirdi?

Bu devasa tapınağı sana hangi güç, neden yaptırdı?

Bu kadim topraklarda neler oldu?

Beni seni görmeye getirten neydi?

Burada kimler yaşadı söyle bana?

Tekerleği bile 7200 yıl sonra bulunmuşken, üç metrelik devasa taşları nasıl diktiniz?

Bu taşların üzerine o hayvan resimlerini neden çizdiniz?

Dev blokların üzerindeki kollar ve ellerin anlamı neydi, insanları mı tanrıları mı tasvir ediyordu?

Ey Göbeklitepe!

Bize ne zaman gerçekleri anlatacaksın?

Çok fazla vaktim yok bilinmeyenleri bilmek için…’’

‘’Bilmek istiyorum bütün bunların anlamı neydi?’’ diye acı içinde düşünürken gözlerimi Göbeklitepe’nin devasa taş bloklarına bakarken buldum. Baktıkça beni içine çekiyordu. O anda bedenim de ruhum da oradaydı. Elimi uzatıp dokunmak çok istedim. Sanki dokununca her şey gözümün önünde parlayacaktı. Tüm sorularıma cevap verecekti. Ama tel örgülerle kaplıydı. Ona dokunamayacağımı düşünürken birden onların canlı olduğunu düşündüm, nefes alıyorlardı sanki. Aşk acısı çekiyor gibi hissettim kendimi. Kalbim sıkışıyordu. Sanki onlardan uzun süre önce ayrılmıştım. Belki de ruh göçü yapmıştım ve orada yaşamıştım.

‘’Neler söylüyorsun, sen bir kez yaratılışa inanıyorsun, Esra. Mekke’de de aynı duyguları hissettin. Aşkla kendinden geçtin. Aylarca kendine gelemedin. Her gece Kabe’de sabahladın. Yemek dahi yemedin, gözün hiçbir şey görmedi. Oradan ayılmak dahi istemedin. Acı ve aşk içinde ayrıldın. Ve şimdi yine hemen hemen benzer duyguları Göbeklitepe’de de mi yaşadığını hissediyorsun? Yok artık, Esra!’’ diye kendi içimde hayıflanırken göğsümün yandığını hissettim.

Peygamberler şehri olan Urfa’da böyle şeyler hissetmenin mantığına vararak bu gibi düşüncelerden uzaklaşmak istedim. Üç büyük ilahi dine inanırken, spiritüel düşüncelere dalmamak için mücadele ettim. Sonra açılan kazının yakınındaki bir başka tepeye, dilek ağacına tırmandık. Dilek ağacının yanında iki eski mezar var. Bunların kime ait oldukları şimdilik tam olarak bilinmiyor.

İlker Bey bu ağacın etrafında topladı bizleri. Ortaya yine tütsüler, pembe kuartz taşı ve kristaller konuldu. Bluetooth hoparlörden Lemurian Home Coming’den Anders Holte seslerini duymaya başladık ve yere çöktük.

”11 Kasım saat 11:11’i gösterirken kozmik hizalanmanın zirvesinde gözlerimizi kapattık ve yaradanın ilahi ışığını kadim topraklar bölgesinde demirledik.”

Tesadüf olmayan bir şekilde orayı ziyarete gelen diğer misafirlerle bir araya gelip çemberimizi büyüttük.  Sayımız yüzü aşmıştı. Ayağa kalkıp ellerimizi birleştirdik ve gözlerimizi kapattık. Her birimizin gözü önüne farklı görüntüler geliyordu. Kimimiz kendinden geçiyordu. Gözlerimizi açtığımızda birçoğumuz ağladı, bazılarımızsa kendine gelemedi. Şoke olmuştuk, konuşamıyorduk. Birbirimize sarılmaya ve ağlamaya başladık.

Benim içsel göz yaşlarım uçağa binene kadar devam etti.  ”İlker Bey’e sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.”

O kadar zor ayrıldım ki onlardan; onlardan diyorum, o taşlardan, o bölgeden, oranın enerjisinden ya da hiçbir şeyini bilmediklerimden…

Kimdi onlar?

Bu yaşadıklarımız da neyin nesiydi?

Bu soruların cevaplarını hala bulamadım. Ama bulacağımdan eminim.

Bu kutsal ziyaretimizin ardından, Göbeklitepe’yi dünyaya tanıtan Prof. Klaus Schmidt’in Anı Evi’ne gittik. Eşi Çiğdem Hanım evin kapılarını bizlere açtı.

1994 yılında Göbeklitepe’yi keşfeden Schmidt, bu evi hem kazı ekibinin konaklaması hem de araştırma alanı olması için kendi imkanlarıyla satın almış ve yapı yıllar boyunca ‘’Kazı Evi’’ olarak kullanılmıştı.

2014 yılında Klaus Schmidt’in ölümünün ardından, çalışma arkadaşı ve eşi arkeolog Çiğdem Köksal Schmidt binayı kültür alanında çalışmaların yapılacağı bir anı evine dönüştürmüş; Klaus Schmidt’in hayatı ve Göbeklitepe’deki kazı çalışmalarını yansıtan bir sergi açmıştı.

Bu sergide yirmi yıl boyunca kazı alanından çekilen fotoğraflar var. Sergide ayrıca Çiğdem Köksal Schmidt’in Göbeklitepe’deki figürlerden esinlenerek yaptığı resimler de yer alıyor. Fiyatları 1000 TL civarında. Beğendiğiniz resmin görüntüsünü çekip orada yazan mail adresine gönderiyorsunuz ve evinize kargo yapıyorlar.

Bunların haricinde size Göbeklitepe’de girmenizi tavsiye edebileceğim sinevizyon salonu var. Tepeye çıkmadan önce ya da indikten sonra izleyebilirsiniz. Üç dakika da bir yenileniyor video.

Şanlıurfa müzesi de harkulade. Kebapları ve künefelerini yemenizi, İsot biberiyle, salçalarından mutlaka almanızı tavsiye ederim.

Göbeklitepe için yazacaklarım henüz bitmedi…

Bu benim hikayemin başlangıcıydı.

Göbeklitepe, Atlantis, kayıp dünyalar ve Agartha’nın hikayesi binlerce yıl öncesine dayanıyor. Misafir değiller, hepsi burada, içimizde. Burası onlarında dünyası…

Sizi bilmediğiniz dünyalara götüreceğim.

Benimle gelin…

Sevgilerimle.

Esra Doğrul

İLKER DURMAZ İLE GÖBEKLİTEPE: AGARTHA, ATLANTİS VE LEMURYA (MU) ENERJİLERİ BİRLEŞİYOR’ için 8 yanıt Yorum bırakın

  1. Müthiş etkileyici adeta bir solukta okudum çok akıcı bir dille ifade etmişsin Esracım tebrik ederim.Tek kelime Harika……

    Beğen

  2. Her zaman cok okurum okurken keyif alarak okurum. bu yaziniz inanilmaz keyif alarak okudugum bir yazi. Anlatiminiz cok guzel surukleyici okurken hem keyif aldim hem urperdim gozlerim doldu bir aranizda olmak istedim. Sifa olsun. 💖💗

    Beğen

  3. Esra hn çok güzel yazmışsınız. Benim yolculuğumda inanın benzer. Sanki kendimi okudum. Göbeklitepe de o gün bu programdan habersiz, ama aynı enerjileri taşıyan biri olarak, o saatte olmam tesadüf değildi. Muhteşem bir deneyimdi. İyi ki kaleme aldınız. Sevgiler

    Beğen

    • Bahar Hanim merhaba, ayni anda ayni yolculuga cikmisiz… zaman tarih bildgimiz kavramlardi..simdi zamanin otesine gecerekbir araya geldik ve yolculugumuz baslamis oldu… degerli yorumlarijiz icin cok tesekkur ederimmmm… Sevgiyle kalinnn

      Beğen

  4. Sevgili Esra bende vaktimi bekliyorum göbeklitepeyi ziyaret etmek için 😊o kadar güzel anlatmışsın ki oradaydım ve bende yazını okurken gözyaşlarıma hakim olamadım. Bir arkadaşımla daha dün gece konuştuk.Bana dedi ki göbeklitepeyi adım attım ve o enerji karşısında şok oldum ve ağlamaya başladım .Eminim bende bu duyguları yaşayacağım.Okurken ağlayan ben orada çok ben bulacağım eminim.Yazınız için teşekkürler. İlker bey ile bu muhteşem deneyim çok şanslı bir seçim.Kendisini takip ediyorum.Hikayeniz beni anlatıyor sanki şuan bende deli gibi kitap okuyup zamanın durmasını ve hepsini yutmak istiyorum.Aynı ruh hali anlaşılan yolda arkanızdayım bir gün buluşmak dileğiyle sevgiyle kalın.

    Beğen

    • Sevgili Fulya, bende şu an yazdiklairniz karşısında sol oldum. Ben de sizi ben sandım öyle ben gibi anlatmissiniz ki. Aslında bakarsanız hepimiz biriz özümüz aynı. Öz her varlıkta bulunan bir şey.a Ama çoğumuz ondan uzak.kaldik. Şimdi bulmaya başladık. Bunu türlü türlü inanç sistemleriyle gerek bilimsel çalışmalarla gerek ayata dair herşeyi öğrenerek bulmaya çalışıyoruz. Özümüzü bulma yolunda hep birlikte el ele olmamizi diliyorum. Gokbeklitepeye gidip döndükten sorna yaşadıklarınızı benimle paylaşırsanız çok mutlu olurum. Instagram ya da facebook üzeri den takipleselim ve bu güzel deneyiminizi karşılıklı konusalim. Sevgiyle görüşmek üzere… şimdiden heyecanlandım sizin için… Inşallah bi yerlwrde karşılaşır ya da gobeklitepeye bir daha gitme şansımız olur… orada coook kadim bir şey var…ilel ebet onu bulacağımiza inanıyorum..
      Hoşçakalın

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: