SİDDHĀRTHA GAUTAMA 

Daha önceki ‘’Cyrus ve Karun” adlı yazımdan hatırlayacağımız gibi Pers İmparatorluğu’nun bilge kralı Cyrus, yabancı kültürlere saygı ve hoşgörü konusunda yeni bir şöhret kazanmıştı.

MÖ. 539’da Cyrus sürgünde köle olarak yaşayan Kudüslü Yahudilerle karşılaşır. (İncil’de şöyle denir: ”Yıllardan beri Babil kıyılarında ağlaşıyorduk.”) Cyrus onların evlerine dönmelerine izin, Kudüs’teki tapınaklarını onarmaları için de para verir.

İmparatorların hırs, güç ve zenginlikleriyle öne çıktığı o çağda, yaşama dair yeni öneriler üreten sıradışı başka insanlar da ortaya çıkmaya başladı.

Onlardan biri Hindistan’nın kuzeyinde Himalayaların eteğinde yaşıyordu. Cyrus’un Yahudileri azlettiği dönemde.  İsmi Siddhārtha Gautama’ydı…  Ve dünya tarihindeki ilk büyük radikal düşünürlerden biriydi…

Siddhārtha’nın babası Suddhodana Gautama, savaşçı sınıfı Kapilavastu’nun lideriydi. Annesi Queen Māyā (Māyādevī) Siddhārtha’nın doğumundan kısa süre sonra öldü ve babası ile babasının yeni eşi tarafından lüks bir hayatta yetiştirildi. Babası onu acı  ve dünyanın gerçeğinden korumak için saray duvarlarının içinde tuttu. Hatta Saraydaki kötülüklerden de uzak yaşamış.

Bir karısı ve çocuğu varmış. Ama Siddhārtha mutlu değilmiş…

Zenginliğin onu yaşlanmaktan, hastalanmaktan, hatta acı içinde ölmekten koruyamayacağını biliyormuş. Ve insanın varolma sebebini düşünmeye başlamış.

Dünyada olmamızın bir sebebi var mı?  

Siddhārtha uzun bir vicdan muhasebesinden sonra ailesini bırakmaya ve sorularının cevaplarını dış dünya da aramaya karar vermiş. Bir gece yarısı kimse görmeden saraydan kaçmış. Üzerine halktan biri gibi görünmeye çalışmak için eski kıyafetler bulup giymiş.

Hayatında ilk kez yoksulluk, hastalık ve ölümle yüzyüze gelmiş. Yeni doğmuş bir bebeğin, hasta birinin, yaşlı bir adamın ve çürüyen bir cesedin acısını görmüş…

Ve bu sırada acının tüm insanlık için ortak olduğunu fark etmiş. Kendine defalarca aynı soruyu sormuş: Hepimizin hayatını belli zamanlarda etkileyen acıları kabullenmeyi nasıl öğrenebiliriz?

Siddhārtha’nın bilmediği hiçbir şey yok. Çünkü bilgisizliğin uykusundan uyanmış ve tüm engelleri aklından kaldırmış, geçmiş, şimdi ve gelecekteki her şeyi doğrudan ve aynı anda bilmektedir. Üstelik Buda, tüm canlıları ayrım yapmaksızın kucaklayan tamamen tarafsız olan büyük bir merhamet sahibidir.

6 yıl boyunca Siddhārtha Kuzey Hindistan’daki ormanlarda dolaşmış. Kralların dünyevi gücü onu ilgilendirmemiş. İmparatorluk çağı onun içe kapanma ve daha basit bir hayat arama dönemi olmuş. Yolculuklarında kutsal adamlarla karşılaşmış. Onların konuşmalarına katılmış. Ama onların verecek cevapları yokmuş…

Ölümüne oruç tutmuş. Ama bu da bir işe yaramamış…

Nihayet meditasyon için gereken bilgelik, merhamet ve idrak keşfini sona erdirmiş.

“Deri, kaslarım ve kemiklerimle birlikte bedenimdeki et ve kanın kurumasını bekleyin. Ben buna razıyım. Siz razı mısınız? Ama ben nihai ve yüce bilgelik kazanana dek buradan kıpırdamayacağım.”

Yoga mı yapıyorsunuz, yoksa bir hobi peşinde misiniz?  

Bir ağacın altına bağdaş kurup oturdu. Yavaş yavaş Siddhārtha etrafla ilgisini kesmeyi başardı. Hayatında yaşamış olduğu tüm anları düşündü… Saatler geçti, günler geçti…

Zihni tamamen temizlendi, kendini kaybedene dek…

Ve bir gün birden nefesi kesildi, bağırarak uyandı… Tekrar nefes almaya başladı. 49 gün sonra niyahet iç huzura kavuşmayı başardı.

images-6-01[1]

Ya siz! Yoga yaparken ne kadar aydınlanıyorsunuz?

Gözlerini  açtığında herşey bambaşka göründü. Güneşi gördü. Gülümsemeye başladı. Siddhārtha artık aydınlanmış hayatın sırrına ermiş kişi olmuştu. Yani ‘’Buda…’’

Hayatının geri kalan kısmında Kuzey Hindistan’ı dolaştı. Destekçileri giderek arttı. Meditasyonun bizi arzulardan ve acılardan arındırdığına inanıyordu.

(Ben, Kuran’ı Kerim yahut hangi dine mensupsanız kutsal kitapları okuyunca arındığımıza inanıyorum.)

Buda’nın felsefesi, keşişlerin birlikte tekrarladığı sözler sayesinde kuşaktan kuşağa akratıldı. Böylece hiç unutulmadı. Ve hiç unutulmadı…

Aynı sözleri tekrarlamak sizleri de aydınlığa götürebilir mi?

İnsanlar gerçekten Buda’nın kim olduğunu bilmiyorlar ve Batı dünyasındaki çoğu insanın düşüncesinin aksine, bir Tanrı ya da bir efsane değildi. 2500 yıl önce Hindistan’da yaşamış gerçek bir insandı. Yaklaşık seksen yıl yaşadığı halde doğum ve ölüm tarihleri ​​kesin olarak bilinmiyor. Tarihçilerin çoğu M.Ö. 563 yılında doğduğunu ve M.Ö. 486 yılında öldüğünü söylüyor.

Hindistan’ın doğusundaki Bottega tapınağı, Buda’nın meditasyon yaptığı Bodhi ağacının yanına yapılmıştır. Hala buraya dünyanın her yerinden hacılar gidip ziyaret etmektedir…

 

Sevgiyle kalın,

Esra DOĞRUL

 

Kaynakça:

http://www.zen-buddhism.net/history/who-is-buddha.html

http://www.aboutbuddha.org/english/who-is-buddha.htm/

https://www.urbandharma.org/udharma5/viewdeath.html

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

One Comment Kendi yorumunu ekle

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s