İçeriğe geç
En Son

HIDIRELLEZ VE ST. GEORGE KISSALARI

Keşkek ve mesirden sonra Hıdrellez’in de UNESCO’nun, “Somut Olmayan Kültür Mirası” listesine girmesi için hazırlıklara başlanıldı. Hıdrellez ve Saint George birlikte UNESCO’ya aday oldu. Mesir Macunu Festivali’nin UNESCO’nun, “İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne” kabulü ile liste 2009’da Karagöz, Âşıklık Geleneği ve Türkiye, Azerbaycan, Hindistan , İran , Kırgızistan, Pakistan, Özbekistan’da da kutlanan ‘nevruz’ ortak yapılan başvuru ile listeye dahil edildi. 2010’da Geleneksel Sohbet Toplantıları, Kırkpınar Yağlı Güreş Festivali ve Alevi-Bektaşi Ritüeli; Semah, 2011’de ise Tören Keşkeği Geleneği, Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne girdi. 2012 yılında ise Mesir Macunu Festivali, UNESCO 7. Hükümetler Arası Komite toplantısında değerlendirilerek listede yer aldı. UNESCO’ya giren gelenek sayısı 10’a çıktı.

JOLLY İLE KAPADOKYA TURU

Uzun yıllar yurt içi ve yurt dışı turlara ‘’Jolly Tur’’ ile gittim. Birbirinden renkli insanlarla tanıştım. Münferit olarakta oldukça iyi bir gezginimdir. Kıtalar arası seyahatlerde de bulundum. Bu yazımda sizlere tur şirketleri ile de eğer şansıylasınız muhteşem hissetmenizi sağlayacak bir tatil yapabileceğinizi aktarmaktır. Siz bir yola çıkmaya evet deyin, gerisini ‘’Jolly Tur‘’ ’ a bıkarın ve güvenin. Hiç birinde mutsuz olduğumu hatırlamıyorum.

23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI

Hey gidi hey..! Sen yorulmadan canını dişine takıp bir yandan sömürgeci devletlerle uğraş, vatanı ve milleti koru bir yandan vatan hainleri ile uğraş yine de ağzından ne kötü bir söz ne de ben yaptım sözü çıksın. Bir tek ego kendini beğenmişlik görülmesin. Bir de kalk sen çocukları da ayrıca düşün ve dünyada ilk kez yapılan bir bayram ilan et. Bu Ulu Adam bu kadar şeyin üstesinden nasıl gelmiştir ? Ben bu kadar savaşı okurken düşünürken yoruluyorum içim daralıyor, yüreğim acıyor. Bu kadar zor şartlar altından nasıl onca şeyin üstesinden geldiler diye düşünmeden kendimi alamıyorum. Ama biliyorum ki Allah’ım Müslüman Türk’lere bu kutsal topraklara acımış, yüzümüze bakmış bizi korumuştur. Bize ”Ulu Önder Atatürk” ‘ ü göndermiştir. İstemese bir kuş kanadını bile çırptırmayacağını bildiğim Allah’ım istedi: ”Ol ”dedi ve oldu. Bizi yersiz yurtsuz bırakmadı. Bu mübarek kandil günü bu satırları dualarla yazdım.

Hakkını helal et Mustafa Kemal Atatürk ! Nurlar içinde uyu..

MÜBADELE YILLARI…

Büyük büyük annem, büyük büyük dedem ve onların çocukları mübadele ile eski adı Bigados olan Selimpaşa’ya yerleştirildiler. Deniz kenarında Rumlardan kalma çok eski ahşap bir evde yaşadılar. Çok eski, İki katlı ve ahşapdı. Tadilat yapmak zorunda kaldılar. Yukarıda banyo, iki oda ve antresi vardı. Aşağı katta ise bir mutfak ve oda vardı. Bir de kuyuları vardı. Mutfak ve banyo için bu kuyudan su çekerlerdi. Fırınlarında ekmek pişirirlerdi. Ahırlarının içinde iki at, birkaç inek, ördek ve tavukları vardı. Naturel tavuk, yumurta, yoğurt, tereyağ ve peynir yerlerdi. Atatürk her birine 7 dönüm arsa verdi. Tarlalarında; bakla, nohut, buğday, soğan, arpacık, bamya, domates ve çeşitli sebzeleri ektiler.

İNSANLAŞMA SÜRECİ

Son günlerde hepimiz birbirimize benzemeye başladık. Gerek konuşmalarımız gerek dillerimiz ortak olmaya başladı. Kullandığımız teknolojik aletler, arabalar, evlerimiz, yediğimiz yemekler, okuduğumuz kitaplar, izlediğimiz Televizyon programları ve filmler, sevdiğimiz şarkılar ve danslar, giydiğimiz giysiler, güzel görünmek için harcadığımız çaba, hatta belkide ilişkilerimiz evliliklerimiz bile 21. yy insanlarının ortak özeliklerini yansıtmaktadır. Artan iletişim hızıyla birlikte, çeşitli kültürler büyük çapta etkileşimde ve küreselleşmiş bir toplum kurmak üzere eskisinden daha fazla iş birliği içerisine girmişlerdir. Bütün alanlarda köklü bilgiler edinmemiz, yaşadığımız yüzyıla ayak uydurmamızı ve hedeflerimize daha yakın olmamızı sağlamaktadır.

ASHÂB-I KEHF: YEDİ UYURLAR

Şimdi size olağanüstü bir hikaye anlatacağım. Hikayenin içinde kendinizi bambaşka bir yerde bulacaksınız. Hep öyle değil midir ki zaten ? Bir film izlediğinizde , bir kitap okuduğunuzda , efsanevi mistik bir hikaye dinlediğinizde o anı yaşamış gibi oluruz. Bloğuma neden mağaralarla başlamış olduğumu merak ettiğinizi varsayalım. Bunun sebebini açıkçası ben de bilmiyorum. Birşey, varlığını hissettiğim bir ışık , beni dibe en derine çekiyor , sonrasında sebebini bilmediğim olayları ve karanlıkta kalmış şeyleri aydınlığa çıkarmamı sağlıyor. Sonrasında bu takip ettiğim ışık, karanlığı aydınlatmamı sağladığında, yukarı gökyüzüne çıkaracakmış gibi hissetmemi sağlıyor. Ve böylece Bulutların üzerinden baktığımda kendimi çok hafif hissediyorum. Şimdi ışığa doğru bir yolculuk yapalım..

KARANLIKTA DANS EDENLER

Sizlerle çoğunu ziyaret ettiğim en çok ilgimi çeken mağara türleri rüzgar mağaraları ve karstik mağaralar ile şekilleri sarkık, dikik , sutun ve traventel olanları ile ilgili görsellerden bahsedeceğim. Mağaralarda bulunan sarkıt,sütun ve dikit taşların bir santimetresinin oluşabilmesi için en az 17 sene geçmesi gerekmektedir. Bu yüzden bu sütunlara dokunmanızı tavsiye etmem. Aksi taktirde yeraltındakilere karşı doğa dostu olamayız. Bu mağaraların çoğu tesadüf eseri bulunmuşlardır. Kazı çalışmaları devam ettiği için bazılarının kilometreleri bilinmiyor ve halen keşfedilmemiş olanlar da var. Onlardan ülkemizde bolca vardır. Yurtdışında da görüp , hatırladığım bazı mağaraları da ekleyeceğim. Ancak her mağarada şeklin bozulmasından ötürü fotoğraf çekilmediğini belirtmek isterim. İşte o mağaralar bunlardır ;